|
20 Mart 2007
Kanser Her Vücutta Bulunur
Kanser Her Vücutta Bulunur... Lütfen benim başıma gelmez demeyin
kanserli hastalara yardım edelim...
25 Aralık 2006
Kanserli Hastaların Beslenmesi
Hastalıkta enerji ve protein gereksinimi
Beslenme ile kanserin yakın ilişkisi olduğu biliniyor.Kanserli hastalar
kilo kaybeder.Kilo kaybeden hastaların günlük enerji ve protein alımları
normalin altına düşer.Protein alımı ile de total vücut
potasyumunun,total vücut suyu ile ilişkili olduğu saptanmıştır.Vücut
ağırlık kaybının yağ,su,yağsız vücut kütlesi ,azot ve potasyumu
yansıttığı bilinmektedir.
Kanserli hastaların %50’sinde tat duygusunun değiştiği bilinmektedir.Bu
hastaların en az %40 ‘ının bir besin maddesinden nefret ettiği de
görülmüştür.
Yapılan araştırmalarda yüksek protein içeren gıdaların;et,balık,tavuk
vs.hastalar tarafından istenmediği bilinmektedir.Bunların yerine yumurta
ve peynir tercih edilmektedir.Yüksek kalorili gıdalarda tatlılar gibi az
sevilenler arasındadır.
Çeşitli araştırmalar tümör büyümesinde yalnız başına karbonhidrattan
gelen enerjinin ,konakçının beslenme durumunu etkilemediğini
göstermiştir.Yalnız başına aminoasitler içinde aynı şey gözlenmiştir.
Vitamin ve minerallerin tedavide kullanılmaları
* A vitamini
Günümüzde ratinol ve analogları çeşitli kanserlerin önlenmesinde ve
tedavisinde kullanılmalıdır.Değinmek istenilen diyetle alınan
vitamindir.Sigaranın akciğer kanseri riskini arttırdığı
bilinmektedir.Hastalık riskinin süt ve havuç tüketenlerde azaldığı ileri
sürülmektedir.
* C vitamini
Kemik metastazlı hastalara yüksek dozda c vitamini verilmesiyle kemik
ağrılarının azaltılacağı görüşü savunulmaktadır.Ağrıların azalmasının c
vitamininin tirozin metabolizmasındaki etkinliğinden dolayı olabileceği
düşünülüyor.
* Folik asit
Oral kontraseptik alan kadınlarda 3 ay süre ile günde 10 mg folik asit
verilmesi servikal kanserin riskini düşürdüğü sanılmaktadır.Bazı
tümörlerde folat kullanımının arttığı bilinmekte ve bu durum vitaminin
pürin ve primidin sentezindeki önemli rolüne bağlanmaktadır.Tümörlü
dokudaki büyüme normalden fazla olduğu için yetersizliğin büyümeyi
geciktirebileceği düşünülmüştür.
* B 12 vitamini
Folat yetersizliğinin tümör üzerinde yaptığı etki gibi B 12 vitamini
analoglarının da tedavide kullanılabilecekleri düşünülmüştür.Akut B 12
vitamini yetersizliği vitamin analogları kullanılarak oluşturulmuş ve
antineoplastik sonuç vermiştir.
* Tiamin
Kanserli hastalarda tiamin yetersizliği riski olduğunu ve bunun
sitotosik ilaçlarla daha da arttığı bilinmektedir.Bazı ilaçlarla
birlikte vitamin verilmesi hastaların tedaviye cevabını arttırmakta ve
kendilerini iyi hissetmelerine neden olmaktadır.Örneğin 5-fluorouracil
gibi.
* Mineraller
Vitaminler gibi minerallerinde kullanımları halen tartışma
halindedir.Bazılarının verilmesi olumlu etki yaparken , bazıları ise
tümör gelişimini hızlandırmaktadır.Çinko bu minerallerdendir.Çinko
yetersizliği olan çeşitli kanserli hastalara operasyondan sonra
mineralin verilmesi sağlık durumunda olumlu etki yapmıştır.
Genel diyet ilkeleri ve özel beslenme yolları
1- Ağızdan alma
* Yumuşak ve sulu besinler* Az artık bırakan besinler* Temel diyete
bağlı bazı ekler* Kimyasal olarak formüle edilmiş diyetler
2-Özel beslenme
* Tüp beslenme* Total paranteral beslenme* Hiperalimentasyon
Oral Seks ve Ağız Kanseri
Oral seks, ağız tümörlerine yol açabiliyor. Son yapılan bir araştırmaya
göre insan papilom (meme başı gibi çıkıntılar yapan selim tümörler)
virüsü ağız kanserine yol açabiliyor. Bilim adamları uzun süredir
papilom virüsünün ağız kanserine neden olduğundan kuşkulanıyordu. İyi
haber bu riskin çok küçük olması. Ağız tümörü her yıl 10.000 kişiden
birinde görülüyor. Ve bu vakaların pek çoğu sigara ve içkiye bağlı
olarak ortaya çıkıyor.
İnsan papilom virüsü (HPV) cinsel yolla geçen virüslerin en yaygını. Bu
virüsün servikal kansere (rahim boynu kanseri) yol açtığı biliniyor.
Bazı araştırmalar bu virüsün ayrıca ağız ve anal kanserlerine de neden
olabileceğine işaret ediyor.
Fransa, Lyon’daki Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu’nda çalışan
bilim adamları ağız kanserine yakalanmış l670 deneği, l732 sağlıklı
denekle karşılaştırdı. Hastalar Avrupa, Kanada, Avustralya, Küba ve
Sudan’da yaşıyordu. Servikal kanserlerde görülen HPV-l6 olarak bilinen
virüs, ağız kanserlerinde de tespit edildi.
HPV-16 virüsü taşıyan ağız kanserli hastaların arasında oral seks
yaptığını açıklayanların sayısı, tümörlerinde HPV-16 virüsü bulunmayan
hastalara oranla 3 misliydi. Virüsün kanserlere nasıl yol açtığı
konusunda kadın ve erkekler arasında bir fark saptanmadı.
Söz konusu araştırmanın sonuçları “Journal of the National Cancer
Institute” isimli bilim dergisinin aralık sayısında yayınlandı.. Bu
sonuçlar HPV ile ağız kanseri arasındaki ilişkiyi kesinleştirdi.
Jenital (cinsel organ) HPV enfeksiyonu çok yaygındır. ABD’deki 25
yaşındaki kadınların yaklaşık üçte birinde bu virüs mevcuttur. Bu
enfeksiyonların yalnızca yüzde 10′u kansere yol açan türdendir. Bu
virüsü taşıyan kadınların yüzde 95′i bu enfeksiyondan bir yıl içinde
kurtulur. Ancak bu bile niçin bu kadar az sayıda insanda kanserin
geliştiğini açıklayamıyor.
Bu son bulgular ağız kanseri tedavisini de kolaylaştıracak. Dolayısıyla
virüs kaynaklı ağız kanserli hastalara antiviral ilaçlar vermek iyileşme
olasılığını artırabilir. Bu arada önlem olarak aşı üzerinde çalışmalar
yapılıyor. Aşıların ağız enfeksiyonunun yanı sıra jenital enfeksiyonlara
da iyi geleceği umut
Kanser tedavisi
4 tür tedavi kullanılmaktadır:
1.Cerrahi (kanseri alıp çıkartmak)
2.Radyasyon (ışın) tedavisi (yüksek-doz x-ışınları veya diğer
yüksek-enerjili ışınlar kullanarak kanser hücrelerinin öldürülmesi):
Radyasyon tedavisinde kanser hücrelerini öldürmek ve tümörü küçültmek
için x-ışınları veya diğer yüksek-enerjili ışınlar kullanılır
3.Kemoterapi (kanser hücrelerini öldürmek üzere ilaçlar kullanılması):
Kemoterapi haplar şeklinde ağız yoluyla ya da iğne aracılığıyla damar
veya kaslara verilerek uygulanabilir. Kemoterapi sistemik bir tedavidir,
çünkü verilen ilaç kan dolaşımına girerek tüm vücudu dolaşır ve hedef
organlardaki kanser hücreleri dışında vücuttaki tüm kanser hücrelerini
ya da sağlıklı hücreleri öldürebilir.
4.Alternatif Tıp (Bağışıklık sistemini güçlendirerek, kendi kendini
iyileştirmesine fırsat tanımak)
Kalın bağırsak kanseri
Kalın bağırsak kanseri veya kolorektal kanser kalın bağırsak, rektum ve
apandiste görülen kanserli büyümeleri kapsar. Batı dünyasında en sık
rastlana üçüncü kanser tipi ve olüme yol açan kanserler arasında ikinci
sıradadır. Çoğunlukla kalın bağırsakta meydana gelen adenom poliplerden
ortaya çıkar.
Kalın bağırsak kanseri her yaşta görülmesine karşın, hastaların %
90'ından fazlası, kırk yaş ve üzerindedir. Bu yaştan itibaren her on
yılda risk yaklaşık iki katına çıkar. Ailesinde kalın bağırsak kanseri
veya kalın bağırsak polipi bulunanlar ve ülseratif kolit hastalığı
olanlarda risk artar.
Polipler ve kanserin erken aşamaları, genellikle belirti vermezler. Bu
yüzden kırk yaşından itibaren mutlaka, rektal muayene, sigmoidoskopi ve
dışkıda gizli kan testi yapılmalıdır.
Rektal muayene, yani makattan parmakla yapılan muayene ile kalın
bağırsak poliplerinin en az % 80'ine tanı konulabilir. Sigmoidoskopi
uygulamasında, özel alet ile makattan rektum bölgesine girilir ve ışık
kaynağı yardımıyla bölge ayrıntılı olarak incelenir. Dışkıda gizli kan
testi, belirti vermeyen ve sinsice kanama yapan poliplerin tanınmasında
kullanılır.
Erken dönemde tanı koyulan kanserlerde iyileşme oranı % 80-90
arasındadır. Selim tabiatlı poliplerin, yani et parçalarının zamanla
kanserleşmesiyle oluşan kalınbağırsak kanserinin önlenmesi için,
poliplerin kanserleşmeden tanınması ve cerrahi yöntemlerle çıkarılması
gerekmektedir.
Kalın bağırsak kanserinin sık görülen belirtileri :
*Makattan gelen kanama ve dışkılama alışkanlıklarının değişmesi
(kabızlık veya ishal)
*Karın ağrısı
*Karında kitle
*Kilo kaybı |